2 Nisan 2014 Çarşamba

Kendi Kitabımızı Kendimiz Yazıyoruz

Yine muhteşem bir uygulama keşfettim :) Artık kendi resimli hikaye kitaplarımızı yazıyoruz. Uygulamamız StoryMaker. Appstore'dan ücretsiz olarak indirebilirsiniz ama tüm özelliklerini kullanabilmek için yaklaşık 9 lira ücret ödemek gerekiyor. 


Uygulama çok basit. Yeni bir hikaye yarat diyoruz ve karşımıza şöyle bir sayfa çıkıyor. 

Bu boş sayfa üzerine mekanlar, insanlar, yiyecekler vs kategoriler altındaki keyifli çöp adam çizimlerini ekleyerek hikayemizi oluşturup yazı ekleyebiliyoruz. Dilersek kendimiz çizim yapabiliyoruz ya da film rulomuzdan fotoğraf ekleyebiliyoruz. Hatta işimiz bittiğinde masalımızı okurken sesimizi kaydedip bir sesli kitap da elde edebiliriz. Ücretsiz sürümde tek bir masal kaydedebiliyor ve çıktı alamıyoruz. Sınırsız hikaye kaydedebilmek, uygulama üzerinden kolayca çıktı alabilmek ve ekstra çizimler için ücretli sürümü tavsiye ederim. 
Gelelim sınıfta nasıl kullandığımıza; 
İlk denememiz olduğu için ben önceden hikayenin resimlerini hazırladım. Ardından önce kahramanın adını belirlediler. Sonra her resim üzerine beraber konuşarak resimde olanları birer cümleyle dileyen kişinin söylemesini sağladım. 

 

Bizimki bir ilkokuma kitabı olacağından her sayfaya bir cümle olacak şekilde hazırladık. Uygulamada el yazısı fontu yok. Ama kullandığı font Comicsans ms benzeri bir font. Bu nedenle birinci sınıflara hiç sıkıntı yaratmıyor. 
Hikayemiz bitince resimlere bakarak yeniden okuduk. Sonra ben tahtaya el yazısı ile yazdım, onlar A4 kağıtlara yazıp resimlediler. Bunlar panomuzdaki yerlerini aldı. 

 

Sonra hikayemizi pdf formatında kaydedip sınıf duvarına asmak için çıktısını aldım. Tabii bu aşamada renkli çıktı çok daha keyifli bir sonuç verecektir. 

 

Son olarak hikayemizi her çocuğuma minik bir kitapçık olacak şekilde çoğaltıp dağıttım. Resimleri boyadılar, sayfaları kesip sıraladılar ve zımbaladık. Böylece herkesin elinde birlikte yazdığımız bir hikaye kitabı oldu :) 

 
 

İnsanın kendi yazdığı kitaptan daha zevkle okuyacağı başka şey var mıdır bilemem ;) biz bundan böyle metin çalışmalarımızı bu şekilde yapacağız. 

28 Mart 2014 Cuma

Keyifli Bir Afiş Çalışması; "Atam Sen Ölmedin"

Biz henüz "ö" sesindeyiz. Bugün hece ve sözcük çalışmalarımıza devam ederken sıra öl hecesi ve sözcüğüne geldi. Yazdık okuduk. Ama bir kızım beğenmedi. "Neden ölelim öğretmenim?" dedi. Haklı çocuk. Hemen onu aldık "ölme" yaptık. Bu -me ve -ma olumsuzluk ekleri bizim huysuzlarımız. Hiçbir şeye izin vermiyorlar diyerek keyifle kullanıyoruz onları. Ölme yazınca 10 Kasım için ezberledikleri minik şiiri hatırladılar. Hemen "Ata'm sen ölmedin" yazdık tahtaya. Onlar deftere yazarken de aklıma bir afiş hazırlamak geldi. 
Rulo kağıdımızı uzunca kesip masaya serdim. Tabii hepsi merakla üşüştü başıma. Sonra cümlemizi kırmızı keçeli ile kağıdın ortasına büyükçe yazdım. Ardından herkes sıraya girdi ve keçeli kalemle cümlemizi kağıdın her yerine yazdı. Elbet bir süre sonra baktım sıra işi uzayacak herkes bulduğu bir boşluğu kullanarak yazdı. 

 

 

Her cümleyi mavi renkli bulutlar içine aldım. Ardından Atatürk çıkartmalarını afişimizin her yerine yapıştırdık. "İşte Atatürk'ümüz! O bizim Atatürk'ümüz!" nidaları eşliğinde fotoğrafları da kalp içine aldık ve afişimizi tamamladık. 





Ardından da afişimizi gururla Atatürk köşemizin üst tarafına astık. 
Elbette basit belki paylaşmaya değmez bir etkinlik olduğunu düşünebilirsiniz. Ama paylaşmamın sebebi basit bir sözcüğü bile sınıf içinde keyifli ve verimli bir çalışmaya dönüştürebileceğimizi anlatmak. Bu sadece basit bir örnek. Üstelik sınıflara hazır afişler asmak yerine poster ve afişleri çocuklarımızla birlikte oluşturmak dikkat çekme ve kalıcı öğrenme için  çok daha etkili ve verimli oluyor.

7 Mart 2014 Cuma

Kedi Tom Bizim İçin Okuyor

Bugün neşeli bir tekrar etkinliği yaptık. Paylaşmak istedim hemen. 
Şu meşhur kedi Tom var ya telefonlarda. Her söylediğimizi dinleyip tekrar ediyor. Hafta sonu onu derste kullanmak geldi aklıma. 
Önce her miniğime bir cümle yazılı bir kağıt verdim. Herkes kendi cümlesini okudu, okuyamayanlara yardım edildi. Ardından sınıfta tam bir sessizlik ortamı sağladık. İpad ekranını projeksiyonla perdeye yansıtıp ses için de hoparlöre bağladım. Sırayla miniklerim gelip cümlelerini Tom'un yanında okudu. Ardından da kedinin o komik tekrarını dinleyip bol bol güldüler. 

 



Bu kadar basit! İki kazanımımız oldu bu etkinlikte. Birincisi hiç sıkılmadan sabah öğrendiğimiz sözcükleri tekrarladık. Hatta sıra kendilerine gelsin diye yerinde oturamadı bazıları. İkincisi, kedi sizi dinlerken eğer duraksarsanız hemen konuşmaya başlıyor. Yani cümleyi doğru tekrar etmesi için hızlı okumak gerekiyor. Böylece miniklerim Tom onları doğru anlasın diye cümlelerini hızlı hızlı okuyuverdiler. 
Hem eğlence hem tekrar için farklı bir yol arıyorsanız çocuklarınızı Tom'la da tanıştırın derim. Okumaya geçen minikler için kısacık tekerlemelerle hızlı okuma çalışmalarına da faydalı olacaktır. 
IOS tabanlı cihazlar için uygulamayı resme tıklayarak indirebilirsiniz.

Android cihazlar içinde buraya tıklayıp indirebilirsiniz. 

28 Şubat 2014 Cuma

Cebimizde Şekerlerle Problem Çözüyoruz

Matematikte toplama işlemiyle çalışmalara son hız devam ediyoruz. Ama artık işlem yaparken büyük sayının üstüne saymayı yavaş yavaş öğreteyim dedim. 
Önce yerlere serildik hep beraber. Ardından her miniğime beşer tane birim küp verdim. Bunlar bizim şekerlerimiz oldu. Önlerine birer de çizgisiz kağıt aldılar. Başladık problem çözmeye. 


Herkesin adı Güneş oldu bu sefer. Yeni isimlerini çok beğendiler. Problemlerimizin kalıbı Güneş'in şekerleri oldu. "Güneş'in 6 şekeri vardı. 4 tane de annesi verdi. Güneş'in kaç şekeri oldu?" Önce Güneş'in şekerlerinin çoğaldığından bahsettik ve toplama işlemi yapmamız gerektiğine karar verdik. 
Problemi tekrar söylerken Güneş'in önceden var olan şekerlerini cebimize koyduk ki bu cebimizdekiler hayali şekerlerdi. Annesinin verdiklerini de kağıdımızın üstüne koyduk bunlar da birim küplerimizdi. 


Ardından cebimizdeki şekerlerin üstüne kağıdımızdaki yani annemizin verdiği şekerleri sayıp sonuca ulaştık. İşlemi de kağıdımıza matematiksel ifade olarak yazıp problemi bitirdik. 



Biri hariç tüm problemlerimiz toplamı 10 eden sayılarla ilgiliydi. Böylece esas kazanımımızı da işlemiş olduk. Sonra baktım biraz kıpırdanmalar başladı. Son problemde gerçek şeker dağıttım hepsine. Hem afiyetle yedik hem problemi çözüp dersi noktaladık. 


Bu kadar kolay anlatınca sanmayın ilk problemde herkes olayı çözdü. "6 şeker cebinde. Bunları da üstüne sayalım"  dediğimde cebine bakan miniciklerim de oldu elbet ;) ama birkaç kereden sonra beni çok zorlayan üç öğrencim dışında hepsi işi kaptı. 
Bugüne kadar toplanacak sayıları zarda, domino taşlarında, krakerlerle, pullarla, kuru üzümlerle modelledik hep. Asla kuru kuru bir işlem yazıp parmakla saydırarak çözdürmedim. Toplamı bulurken de çoklukları bir araya getirip baştan saydık. Amacım toplama işleminin işlevini çocuklarıma kavratmaktı. Artık en kötü durumdaki bile işlemi yapamasa da toplama işleminin çoklukları bir araya getirmek olduğunu iyice öğrendi. Üstelik bir kez bile böyle bir tanım yapmadığım halde. 
Şimdi bol pratikle iyice hızlanma zamanı. Bu cepteki sayı konusunu bundan sonraki bütün çalışmalarımızda kullanacağız. Zihinden işlem yapmaya tamamen başlamak için bu bizim ikinci basamağımız. 
Bu arada dominolarla yaptığımız çalışmaların fotoğrafları da aşağıda ve kesinlikle ders boyu dikkati dağılmadan ve sıkılmadan işlem yapan çocukları garanti ediyorum ;) bardaktan bir taş çekip işlemi yazıyoruz. Noktaları sayıp toplayarak sonucu buluyoruz. Taşlarda sıfır da olduğu için toplamadaki etkisiz elemanı da tanımış oluyoruz. 



25 Şubat 2014 Salı

Doğum Günü Pastasıyla Toplama

Bugün Türkçe dersimizde "mum" sözcüğünü de öğrendik. Okuduk, yazdık, cümleler kurduk. Öğleden sonraki oyun dersimiz için de strafordan bir pasta yaptım. Küp şeklinde bir straforun üst tarafında daire şeklinde bir kat olacak şekilde kestim. Renkli pelur kağıtlar ve toplu iğneler kullanarak güzelce kapladım. Böylece limonlu ve çilekli bir pastamız oldu. Pek birşeye benzemese de çocuklarım pastamızı çok beğendi. Mühim olan da bu :)


Milyoncudan aldığım doğum günü mumlarıyla etkinliğimize başladık. Önce pastanın üzerine iki tane mum koydum. Saydık ve sayısını söyledik. Sonra herkes yazı tahtasına "2 tane mum" yazdı. Ardından "pastada 2 tane mum var. 2 tane daha eklersem kaç mum olur?" diyerek problemimizi sordum. Bazı çocuklarım artık bu problemleri zihinden ve kolayca çözüyor. Diğerleri için mumları ekledik ve saydık. Toplama işlemi yaptığımızı farkettik. Bazen de "8 mum var. 10 olması için ne yapmam gerek?" Diye sorarak farklı problem türleri de çözdük. Bu arada toplama yaparken büyük sayının üzerine sayarak yaptık. "Bu toplama işlemi ne kadar kolay" diye fısıldaştık. Cümlelerimizi yazdıktan sonra sıra geldi eğlenceye. Mumları yaktık. Bir kişi seçtik. Şarkımız söyledik ve "Filiz mumu üfle." diye cümlelerimizi de kurduktan (ama elbette yazamadık) sonra alkışlar eşliğinde mumları üfledik. 

 

Ben etkinliği 20-25 dakika arası planlamıştım. Ama çocuklarım o kadar eğlendi ki ısrarlarına dayanamayıp neredeyse iki ders devam ettik. Pek çok doğum günü kutlarken pek çok cümle yazdık, okuduk, aynı anda pek çok problem de çözdük. Etkinlik sonunda mumları toplarken de pastadan birer birer söküp her seferinde "1 mum çıkardım kaç kaldı?" Diye sorarak araya çıkarma işlemini de sokuşturarak bir taşla bir sürü kuş vurduk. 





Ne diyelim; matematiği ayrı bir seviyoruz biz :) 

19 Şubat 2014 Çarşamba

Akvaryumda Problem Var

Dün deniz altındaydık ya bugün de akvaryumlarımızda problem çözdük biraz. 
Matematikte halen toplama işlemiyle boğuşuyoruz. Sınıfımın yarısı okula sayılarla ilgili hiçbir ön yaşantısı olmadan gelmişti. Abartmıyorum iki tane nesnenin sayısını bile söyleyemeyecek durumdaydılar. Bu çocuklarımın bir kısmı sorunu atlattı ama birkaç tanesi matematikle ilgili her kazanımda beni biraz daha zorluyor. Geri kalanlar on içinde toplamaları neredeyse zihinden yapmaya başladı bu gariplerimle halen daha örneğin altı tane balık saymak işkence. O yüzden ele geçirdiğim her fırsatı matematik için kullanmaya gayret ediyorum. Son zamanlarda da son ders oyunlarımızı matematik üzerine yoğunlaştırdım. İşte onlardan en basit olanı;
Bir A4 boyutunda boş akvaryum resmi buldum önce google ile. Her çocuğuma birer akvaryum verdim. Birer pet bardak dolusu da balık kraker. Balık krakerle toplama fikri bana ait değil ben sadece bu işi akvaryumda yapmayı düşünen tarafım ;) işte bizim akvaryumlar. Resme tıklayarak benim düzenlediğim şeklini indirebilirsiniz. 


Resmin orijinal halini de buradan görebilirsiniz.
Sonra "biraz problem çözeceğiz" diyerek konuya girdim. Bütün çocuklarımın adı Deniz oldu. İlk problemi söyledim. "Deniz'in akvaryumunda 2 tane balık vardı. Sonra Deniz akvaryuma 5 balık daha koydu. Akvaryumda kaç balık oldu?" Biraz problem üzerine konuştuk. Neymiş de sonra ne olmuş diye. Ardından bütün Denizler akvaryumlarına 2 balık koydu. Sonra 5 balık daha ekledi. Bütün balıkları sayarak sonucu söyledi. 

 
 

 

Bu kısım benim ölmeyi arzuladığım kısım oluyor işte :) Başta bahsettiğim miniklerim 2 balığa 5 balık ekleme işini bir türlü kavrayamadı. Hepsi sözleşmiş gibi 2 balığı güzelce ve özenle 5'e tamamladı. İş anlaşılıncaya kadar çok zorlandılar. Ama sonunda başta akvaryumda olan balıklarla sonradan eklenenleri ayrı tutarak olayı başardılar. Aynı problemi 20 içinde kalacak şekilde sayıları değiştirerek defalarca çözdük. Her seferinde onlar sonucu bulunca ben tahtaya işlemi adım adım anlatarak yazdım. Şimdilik problemleri onlara işlem olarak özellikle çözdürmedim. Amacım problem çözdürmek değil sadece işin mantığını çaktırmadan hissettirmek. Tabii toplama işlemini ve ne işe yaradığını iyice kavratmak.  İşimiz bittiğinde ve yaklaşık 10 problem bu şekilde çözüldüğünde herkes afiyetle balıklarını yedi. "Problem çözmek de ne kolaymış" nidaları arasında teneffüse çıktık. 
Akvaryumla balık dışında pek çok materyal kullanılarak problem çözme olayının mantığı çocuklara kavratılabilir. Minicikler işi ne kadar oyun olarak görürse o kadar istekle çalışıyor. Derse ve okula karşı da o kadar olumlu tutum geliştiriyorlar. 

18 Şubat 2014 Salı

Mızmız Ahtapot

Bir İzmirli olarak favori deniz ürünüm ahtapot ama bu sefer kendisini yemedik :) 
ipad, iphone ve Android cihazlar için harika bir uygulama keşfettim. Önce onu tanıtayım. Uygulamanın adı Masalcı. İçinde iki tane ücretsiz ve bolca da ücretli resimli ve sesli masallar var. Masallar gayet güzel seslendirilmiş. İzlerken sayfalar otomatik ilerliyor. Masalları toplu olarak aldığınızda da fiyatı daha uygun oluyor. Ben şimdilik satın alma yapmadım ama yapacağım. 
 

Uygulamayı ipad ve projeksiyon ile perdeye yansıtıp mızmız ahtapot masalını izledik ve dinledik. Uzunca olmasına rağmen en kuduruk miniklerim bile çıt çıkarmadan sonuna kadar takip ettiler. Masalımız bitince sözlü olarak hikaye haritası çalışması yaptık. Kısa kısa sorular sorarak çocuklarıma masalın kahramanlarını, mekanını, konusunu ve olayların oluş sırasını buldurdum. Bu konuda da oldukça başarılıydılar ne yalan söyleyeyim ;)


Ardından çoğu zaman olduğu gibi anında uydurduğum bir etkinlikle masalı tamamladık. Her çocuğuma ortadan ikiye bölünmüş turuncu renkli elişi kağıtları dağıttım. İlk kağıtların arkasına ahtapotun kafası olacak ampule benzer bir şekli kendim çizdim. Çocuklarım da güzelce kestiler. 
Ardından diğer yarım elişi kağıdını uzunlamasına önce ortadan ikiye, sonra tekrar ve tekrar ikiye katladık. Kat yerlerinden keserek sekiz tane uzun şerit elde ettik. Şeritlerimizi bir ters bir düz katlayarak ahtapotun kollarını oluşturduk. 


 

Her çocuğum mavi fon kartonu üzerine ahtapotun önce kafasını ardından kollarını yapıştırdı. 


  

Masalda ahtapotun bir kolu yaralanmış, deniz anası da yosunla sarmıştı. Biz de ahtapotlarımızın birer kolunu yeşile boyadık. Hareketli minik gözlerimizi yapıştırdık. Son olarak etrafına pastel boyayla yosunlar ve başka balıklar yaparak çalışmamızı tamamladık. 


 

 

 
 
 

Yarın da matematik dersinde ahtapot kollarıyla ve bulabilirsem balık krakerlerle toplama işlemleri yaparız. Bu masalı da böylece sonuna kadar sömürür öyle bırakırım artık :)